Türk Rock tarihinde keyifli bir yolculuğa çıkmaya hazır mısınız?


Türk Rock müziği 80’li yıllardan günümüze nasıl geldi?.. “ilk önce şu gruplar kuruldu” ve “ilk albümleri de bunlar çıkardı” diye başlayan bir önbilgiyle konuya girebiliriz. Bunun üzerine de, günümüze dek çıkmış tüm grup ve albümlerin listesini ekleyip soruyu yanıtlayabiliriz. Ancak böyle bir yanıt doyurucu olmayacaktır. Önce bu başlangıcın arka planına değinerek, bu oluşuma zemin hazırlayan süreci kısaca özetlemeliyiz. Günümüze kadarki gelişmeler, albümler, konserler, olaylar ve mekanlar da anlatılmalı. Böylelikle bu çalışma, bu hikayeyi merak edenlere ve kendinden sonraki araştırmalara doyurucu bir kaynak olabilir.

“1980’den Günümüze Türkiye’de Rock” 44 hafta sürecek olan bir radyo belgeseli olarak tasarlandı. Bu belgeselin hazırlıkları tamamlanırken, muzik.ekolay.net, bu belgeselin müzik severler için daha kalıcı olmasını sağlayacak önemli bir proje ortağı oldu. “1980’den Günümüze Türkiye’de Rock”, her cumartesi saat 23.00’te Radyo D, Maximum Rock programı içersinde yer alacak. Belgeselin yayınlandığı dakikalarda, anlatılanlarla ilgili albüm kapakları, konser afişleri ve diğer konularla ilgili görseller, bu sayfalarda belirmeye başlayacak. Böylelikle, internet ve radyodan aynı anda sunulacak olan dokümanlarla, benzersiz bir arşiv elinizin altında toplanmaya başlayacak. Belgeselin ilerleyen bölümlerinde, çeşitli üniversite ve mekanlarda konuyla ilgili gerçekleşecek söyleşi ve video gösterimleri planlanmakta. Yine yaklaşık 30 yıllık bir dönemi kapsayan bu süreçte gerçekleşen konser afişleri, çıkmış tüm yayınlar, underground ve yasal albüm kapaklarıyla ilgili kitapların çalışmaları da sürecek.

İşte karşınızda 70’lerin sonu ve yeni bir dönemin başlangıcı…

Bizim hikayemiz, 12 Eylül 1980 tarihinde başlıyor. Bu tarih, yüklendiği siyasi anlamla birlikte, Türkiye’de o güne dek gelişen, kültür ve sanat hareketlerin, duraklama yaşadığı günü de işaret ediyor. Peki bu beklenmedik duraklama döneminin etkileri dışında, 70’lerin sonlarına gelindiğinde, Türkiye’de rock müzik ne durumdadır? Özetleyerek başlıyoruz.

Ülkemizde rock müziğin ilk adımları, 50’li ve 60’lı yıllarda rock’n roll, beat ve twist olarak tanımlanan tarz çalışmalarla başladı. 60’lardan 70’lerin sonlarına dek, “Anadolu Pop Çağı” bildiğimiz dönem yaşandı. Rock müzik arayışlarımızda “Anadolu Pop”, ülkemize özgü bir tür olarak dünyada da kendisinden söz ettirdi. Daha sonraları, “Anadolu Rock” olarak da tanımlanacak olan bu tarzın öncüleri, Cem Karaca, Barış Manço, Ersen, Selda ve Edip Akbayram gibi isimler oldu. Moğollar, Apaşlar ve 3 Hürel gibi çeşitli gruplar, bu isimlere eşlik ederek ya da bağımsız olarak Anadolu rock’ının yükselişini sağladı. Hardal, Erkin Koray ve Bunalım gibi isimler, progressive ve psychedelic denemeleriyle peşlerinden gelecek birçok grubun öncüsü oldu.

70’lerin tamamlandığı günlerde, aşık ve ozan geleneğinden gelip, halk müziğimizi ilerici arayışlarla sürdüren müzisyenler ve o zamanlar, “Türk Hafif Batı Müziği” denilen türün kimi ayrıksı isimleri de, farkında olmadan 80 kuşağı müzisyenlere yön verdi. Hatta Türk sanat müziği ve arabesk müzik, 80’li yıllarda olmasa bile, 90’lı yıllarla birlikte, “Türk rock müziği” için diğer esin kaynakları oldu.

12 Eylül 1980; bir kırılma noktası olarak yeni bir dönemeci ifade ederken, o sırada dünya müzik endüstrisi de yeni bir döneme giriyordu. İngiltere’den yükselen heavy metal, tüm dünyada yaygınlaşmaktaydı. Öte yandan, müzik sektöründe “elektronik” kavramı daha çok konuşulur hale gelmekteydi. Amerika ve Avrupa’da, çeşitli ülkelerinin arka sokaklarında, punk ve rap gibi akımlar, sadece müzikleri ile değil, modası ve tüm yaşam tarzlıyla, hayatın içindeki yerini alıyordu. Müziği o günlere dek taşıyan plak formatı, yaygınlaşmaya başlayan kaset formatı karşısında gerilemiş, tam o sırada ortaya çıkan Japon harikası “walkman”ler, kaset üretimini daha da ön plana çıkartmıştı.

Ülkemize dönecek olursak; rock müziğin dinamikleri olan öncüler, 70’lerin sonlarına doğru üretimlerini ciddi bir biçimde yavaşlatmıştı. Ülkenin içinde bulunduğu çalkantılar ve şanslarını yurtdışında arama planları, onları o yıllarda ya yurtdışına yöneltmiş, ya müzikten uzaklaştırmış, ya da ciddi tavizler verdirmişti.

Cem Karaca, dönemin toplumsal hareketliliği içinde, muhalif tavrı ve kitleleri peşinden sürükleyen şarkılarıyla gözleri üzerine en çok çeken sanatçı olmuştu. Cem Karaca çalışmalarını yurtdışında sürdürmek üzere, 1979 yılında Almanya’ya gitti. 1978 yılında Edirdehan grubuyla yaptığı “Safinaz”, gitmeden önce çıkardığı son albüm olmuştu. Bu albümde üç çalışma seslendirilmişti. Plağın “A” yüzünde yer alan ve 18 dakika süren “Safinaz” adlı çalışma, ülkemizde ilk kez yapılmış olan bir senfonik rock opera denemesi olmuştu.

Türkiye’nin 70’li yıllarda devleşen bir başka grubu 3 Hürel’di. Sahip oldukları başarıyı 7 tane 45’lik plak ve 2 tane LP’le elde etmişlerdi. 1978 yılına gelindiğinde severleri onlardan yeni bir albüm daha beklerken, onlar sahnelerden çekilmeyi seçti.

Ülkemizde grup müziğinin önde gelen ismi Moğollar, dünya müzik piyasasının kapılarını, 70’li yılların ilk yarısında aralamıştı. Başta Fransa olmak üzere, Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde dikkat çekiyor, müzik çevrelerince ilgi görüyorlardı. 1978’de, çalışmalarını parçalanmış bir grup olarak da olsa, yurtdışında sürdürme kararı aldılar. İşi bıraktıkları noktada “Tüm Tek” adlı albümleri vardı. Bir kuşak, uzun yıllar onların olduğunu bilmeden, başta TRT’nin Kaynanalar’ı olmak üzere bir çok film ve dizide onların müziklerini dinleyerek büyüdü.

Erkin Koray, ülkenin içinde bulunduğu karmaşadan uzak durmak ve istediği müziği daha iyi koşullarda yapmak amacıyla, 1977 yılında Türkiye’den ayrıldı. Onun da giderken geride bıraktığı son çalışma, “Erkin Koray Tutkusu” adlı albüm olmuştu

                                                                1980 - LAN N’OLDU !

12 Eylül 1980 tarihinde, gerçekleşen askeri darbe sonrasında ülkemizde hayat, kültürel ve sanatsal anlamda gerçekleşen faaliyetler açısından da donmuştu. Bu anlamda üretim ve paylaşım içinde olabilecek gençlerin tüm hareketleri yakından gözlendi, kuşku duyulan çalışmalar sansürlendi ve yasaklandı.

Baskı ve yasaklar, devlet yönetiminin en üst kademesinden başlayıp lokal idarelere, oradan okullara, mahallelere ve ailelere kadar indi. O güne dek çalışan ve okuyan tüm gençler, kendilerine siyasi anlamda bir taraf seçme zorunda bırakılırken, bir sabah depolitize edilmek istendikleri yeni bir sürece uyanmışlardı.

Müziği bir protesto ve eleştiri aracı olarak kullanabilen Cem Karaca, bu darbede verilen ilk kayıplardan birisi oldu. O günlerde Almanya’da bulunan sanatçı hakkında, bir magazin gazetesinde çıkan haber ve Almanya’da çıkartmış olduğu Hasret adlı albüm nedeniyle davalar açıldı. Yapılan çağrılar karşısında yurda dönmeyen sanatçı, böylelikle 1983’e dek, yaklaşık 8 yıl sürecek bir sürgün hayatına başlamış oldu.

O dönem, ‘Türk hafif batı müziği’ olarak adlandırılan pop müziği üzerine çalışmalar yapanlar bile artık daha dikkatliydi. Hatta Sıkı Yönetim Komutanı olan Kenan Evren, Bülent Ersoy ve Zeki Müren’in sahneye çıkışını yasaklayan kararları imzalamıştı.

İhbarlar, ev baskınları ve gözaltılar sonucu, ortama paranoya ve korku hakim oldu. Otokontrol, baskı ve yasaklardan daha yok ediciydi. “Sakıncalı” olduğu varsayılan kitaplarla birlikte, plaklar da kırılıp sobaya atıldı. O günlerin “ele geçmesi tehlikeli plaklar”ı arasında, tabi ki Cem Karaca’nınkiler liste başıydı. Onu Selda ve Edip Akbayram gibi isimler izliyordu.

Kapaklarında, bu isimlerle eşgal benzerliği taşıdığı görülen başka plaklar “Ne olur ne olmaz” denilerek yok olup gitti. Led Zeppelin, Deep Pruple, Moğollar, Frank Zappa, Joan Baez, Erkin Koray ve Pink Floyd gibi isimlerin plaklarından da kayıplar verilmişti.

Ülkemizde bu albüm kıyımı maalesef son olmayacaktı. 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında, rock müzik severlerin arşivlerini yine talan edecek büyük yıkım gerçekleşecekti. 70 ve 80’lerde, yurtdışında çıkan bir albümün, haftalar hatta aylar sonra plakçılarda bulunabildiği düşünülürse, bu kayıpların önemi daha iyi anlaşılır. Ruhi Su, Zülfü Livaneli, Aşık İhsani, Sadık Gürbüz, Ali Asker ve Melike Demirağ gibi “Sol Görüş”e yakınlığı bilinen birçok müzisyen ve ozanın plakları sobalara zaten en önden gitmişti.

Kadıköy’ün, Kalamış semtindeki Köhne adlı çay bahçesi, müzik sever gençlerinin o dönem buluşma noktalarından birisiydi. Bir daha oraya uzun süre, belki de artık hiç gidemeyecek arkadaşların yokluğunda Köhne, en hüzünlü sonbaharını 1980’de yaşadı. 1970’li yıllar, artık bitmişti.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !